Mağaradan ekrana derken geçmişten günümüze evrilen iletişim sistem ve araçlarından söz etmek istiyorum. Bu konuda yapmış olduğum süreç araştırma çalışmalarımdan ve GOOGLe AL’dan aldığım bilgilerle konuyu anlatmaya çalışacağım. Umarım beğenilir.
İlk çağ dönemlerinde yazının icadından önce insanlar mağaralarda duvarlara çizdikleri resimlerle haberleşme/iletişim kurma eylemlerini gerçekleştirirlerdi. Bunların izlerini dayanıklı mağaralarda ya da yapılarda görmek mümkün.
Daha sonra insanlar ateşi bularak uzak mesafelerdeki insanlarla dumanı göstererek iletişim kurmaya çalışmışlardır. Sonrasında sesle haberleşme yöntemlerini seçmişler buna TAMTAM deniyor.
Ses olayını keşfettikten sonra eğittikleri POSTA GÜVERCİNLERİ sayesinde biraz daha hızlı ve uzak noktalarla iletişim kurma yollarını seçmişler.
Peki insanoğlunun ve aklın iletişim yolculuğu bitmiş mi? Tabii ki bitmemiş. Arayışlar akıl yoluyla süregelmiş ve yeni bir teknik kullanmaya başlamışlar. Nedir o yeni teknik? Doğaldır ki M.Ö. 3500-3200 yıllarında SÜMERLER tarafından ticari ihtiyaçtan kaynaklı bilgi tutma amacıyla ve yazıyı icat etmeleriyle birlikte bir hamle yapılmış ve iletişim mektupla sağlanmaya başlanmış.
İnsanlığın arayışı son bulur mu? Bulmaz tabii ki. Arayışlara devam ediliyor ve Amerikalı ressam ve mucit Samuel Morse, 1835'te elektro mıknatıslı telgrafı geliştiriyor, ardından arkadaşı Alfred Vail ile birlikte kendi adıyla anılan "Mors Alfabesi’ ni oluşturuyor. İletişim adına Samuel Morse’un ilk mesajı 24 Mayıs 1844'te Washington ile Baltimore arasında elektrikli sinyallerle ilk uzun mesafeli telgraf mesajı olarak gönderiliyor.
İyi ama bununla da yetiniliyor mu? Hayır. Arayışlar sürerken bu kez sesli mesaj çalışmaları sürüyor ve sıra telefonun icadına geliyor. Telefon 7 Mart 1876 tarihinde aslen İskoçyalı olan Kanada vatandaşı Alexander Graham Bell tarafından icat ediliyor. Nedir bu sistem? Sesin teller aracılığıyla elektrik sinyallerine dönüştürülüp iletilmesini sağlayan bu cihaz için Bell patent alıyor ve 10 Mart 1876'da ilk başarılı telefon görüşmesini asistanı Thomas Watson ile gerçekleştirmiştir.
Peki bu arayışlar son buluyor mu? Tabii ki yine hayır. Bu kez bireysel iletişim arayışlarından kitlesel iletişim arayışlarına kapı aralanıyor. Bu çalışmalar nerede oluyor? İtalya’da oluyor. 1895 yılında İtalyan mucit Guglielmo Marconi tarafından radyo icat ediliyor. Marconi, radyo dalgaları aracılığıyla kablosuz iletişimi (telsiz telgraf) pratik bir sisteme dönüştürerek 1896'da patentini alıyor ve bu alandaki çalışmalarıyla 1909'da Nobel Fizik Ödülü'nü kazanıyor. İlk çıkan radyolar lambalı radyolardı, sonra pilli radyolara geçildi.
Evet, insanlara bu sesli iletişim aracı yetmiş mi? Tabii ki yetmemiş. Ne yapmışlar? Hem sesli hem görüntülü iletişim araçlarına yönelmişler. Yani sıra televizyona gelmiş. Bu konuda da öncü isim yine İskoçya’dan çıkıyor. Televizyon, 26 Ocak 1926 tarihinde İskoç Mühendis John Logie Baird tarafından Londra'da icat ediliyor. İlk mekanik televizyon sistemini (televisor) geliştiren Baird, görüntüyü hareketli bir şekilde aktarmayı başaran öncü isimdir. Bu çalışmalar 1923 yılında başlıyor ve 1926 yılında gerçekleşiyor. Çocukluğumuzda televizyonları izleyebilmek için onlarca metre yüksekliğe kablolu çubuk antenler dikilir ve sürekli çevirmeyle yayını almaya çalışırdık. Neredeyse yayın boyunca bir kişi damda anten çevirme nöbeti tutardı.
Peki günümüz insanına bu yetti mi? Yetmedi. Ne yapmaya çalışıldı. Hep bir tık daha ileriye gitmeye çalıştık. Ve sıra dijitalleşme dediğimiz kablosuz televizyon niteliğinde olan bilgisayar/internet sistemine evrildik. İngiliz Matematikçi, Filozof Charles Babbage, 19. yüzyılda (1833-1871) tasarladığı mekanik "Analitik Makine" ile modern bilgisayarların temelini atan kişi olarak genellikle "bilgisayarın babası" kabul edilir. Ancak, ilk dijital ve programlanabilir bilgisayar olan ENIAC 1945'te John Mauchly ve J. Presper Eckert tarafından geliştirilmiştir.
Bilgisayarın icadından sonra internet için yapılan çalışmalar da şöyle gerçekleşiyor: İnternet tek bir kişi tarafından değil, on yıllar süren çalışmalarla geliştiriliyor. Temelini, 1960'larda ABD savunma projesi olan ARPANET oluştururken, internetin mimarisi ve TCP/IP protokolleri Vint Cerf ve Bob Kahn tarafından geliştiriliyor. Bugün kullandığımız World Wide Web (WWW) ise Tim Berners-Lee tarafından 1989'da icat edilmiştir.
Dijitalleşme alanında yapılan bu öncü çalışmalardan sonra sıra günümüzün en etkili iletişim aracı olan cep telefonları ve sosyal medyaya geliyor. İşte günümüzde bu teknolojinin getirisinden yararlanmak isteyen kapitalist ülkeler arasında verilen ekonomik savaşların bir nedeni de bu cep telefonları ve sosyal medya kullanımıdır diyebiliriz. Hatta cep telefonu ile sınırlı kalmamış bileklik saat telefonlara bile geçmişiz.
Bu iş nasıl oluyor? Bir bakalım: Cep telefonunu, 3 Nisan 1973 tarihinde Motorola şirketinde mühendis olarak çalışan Amerikalı Martin Cooper icat etmiştir. Cooper, Dyna TAC adı verilen ilk taşınabilir el telefonunu geliştirerek, New York'ta rakibi AT&T'deki bir mühendisi arayıp tarihteki ilk cep telefonu görüşmesini gerçekleştirmiştir.
Ve günümüzde teknoloji savaşlarına neden olan gelişmelerin en önemlisi ve bugün itibariyle geldiğimiz son nokta sosyal medya; 1970'lerdeki e-posta ve 1980'lerdeki BBS (Bülten Panosu Sistemleri) ile başlayan dijital iletişimin, 1990'larda internetin (WWW) yaygınlaşması ve 1997'de SixDegrees.com gibi platformlarla profil tabanlı ağlara dönüşmesiyle ortaya çıkıyor. Web 2.0 teknolojisiyle kullanıcıların içerik üretmesiyle hızlanan süreç, Friendster (2002), MySpace (2003) ve Facebook (2004) ile kitleselleşiyor.
Bakalım önümüzdeki süreç bu arayışları nereye evirecek ve neler göreceğiz.