Yaşar Geler
  25-08-2026 15:48:00

TOPLUMSAL VE KİŞİSEL ALGI SORUNU

Kişi nedir? Kişi, düşünen ve üreten bir varlık, kısacası insandır. Kendi algılarıyla ve doğrularıyla yaşar; ancak bazen çevrenin ve toplumsal hareketlerin etkisiyle algıları kolayca yönetilebilir bir hâl alır.

​Toplum ise bireylerden oluşan büyük bir topluluktur. Toplumları genellikle liderler yönetir ve yönlendirir. Öyle ki, yapılan bazı planlı algı çalışmaları sonucunda, hiç istemedikleri yerlerde veya pozisyonlarda kendilerini bulan topluluklar bile az değildir.

​Algıya gelince; bilimsel tanımı bize bunun, duyu organlarımızla dış dünyadan aldığımız bilgilerin beyin tarafından seçilmesi, düzenlenmesi ve anlamlandırılması süreci olduğunu söyler. Yani çevremizden aldığımız uyaranlardan dikkatimizi en çok çekeni alır ve beynimizde işleriz.

​İşte tüm bu süreçler, tamamen kişilerin beyinlerinin dış etkenlerle eğitilmesi ve yönetilmesi aşamalarını kapsar. Her ne kadar kişi "Aldıklarımı benim beynim işliyor" dese de, durum her zaman böyle yürümez. Bazen önyargılarımızla yaklaşarak olayları ve olguları tamamen yanlış algılamaya da kapı aralayabiliriz. Şimdi bu konuyu günlük yaşamdan somut örneklerle ele alalım isterim.

​Diyelim ki herhangi bir konuda bir köşe yazısı kaleme alıyorum. Vatandaş yazıyı okuyor ve kendince bir değerlendirme yapma ihtiyacı hissediyor. Hani algı demiştik ya; kaleme aldığımız yazıya yapılan yoruma bir bakıyorsunuz, içerikle uzaktan yakından hiçbir alakası yok. Belli ki kişinin ön belleğinde ne varsa, beyni onu işliyor ve dışa vuruyor.

​Yine benzer şekilde bir yazı yazıyorum ve bir de bakıyorum ki vatandaş yine kendi süzgecinden geçirerek alakasız bir yorumda bulunuyor. Örneğin ben kültür, sanat veya tarih odaklı bir yazı kaleme almışım; fakat okur bunu alıp doğrudan bir siyasetçiye, bir iş insanına ya da belirli bir işletmeye mal ediyor ve kalkıp seni o konuda eleştirmeye başlıyor.

​Yani acaba bizim toplumumuz ne ara bu kadar, olayları yüzde yüz tezat bir algıyla yorumlar ve bu yönde zihinsel jimnastikler yapar duruma gelmiştir? Siyasiler de bu durumun fazlasıyla farkında oldukları için olsa gerek, bu algı mekanizmasını ustaca yönetiyor ve kitleleri kendi istedikleri yöne doğru kolayca kanalize edebiliyorlar.

​Bu algı yönetimi konusunda ya da daha doğru bir ifadeyle, bireylerin kendi algılarını sağlıklı bir şekilde yönetebilmelerine olanak sağlamak üzere; toplum bilimciler, psikologlar ve siyaset bilimciler bir araya gelerek bilimsel ve psikolojik yöntemlerle bu tür sosyal vakalara eğilmeli ve çözüm üretmelidir diye düşünüyorum.

​Çünkü algısı doğru yönetilemeyen bireyler veya toplumlar, sağlıklı karar verme yetilerini yitirmiş demektir. Ve ne yazık ki bu durum, nihayetinde içinde bulundukları topluma en büyük zararı veren unsurlardan biri hâline gelir.

  • Bu yazı 755 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

BİZİ TAKİP EDİN
YUKARI