Yaşar Geler
Kars ilimiz aynı zamanda baba ocağı denilen bir kadim şehrimizdir. 30 Ekim 1920’de Rus işgalinden kurtarılmış ve Cumhuriyetin ilanıyla birlikte 1924 yılında da il olmuştur. Kars’ın talihsizliği odur ki yurdum en kuzey doğusunda en uç noktada olmasıdır. Bu nedenle yakın tarihimize kadar çok fazla gelişememiş ancak 1992’de üç ile bölünmeyle birlikte öncelikle Doğu Ekspresi sonrasında havaalanı ve özellikle turistik yerlerin ön plana çıkarılması ve Sarıkamış Kayak Merkezi’nin iyi pazarlanması ile birlikte geçiş noktası olmuş ve bu özelliklerini doğru, akılcı ve mantıklı bir şekilde kullanarak öncelerde Doğu'nun Paris’i diye adlandırılan Erzurum’u geride bırakarak hızla turizm kenti olmaya devam etmektedir.
Havaalanı ve tren garının son istasyonlar olması nedeniyle gelen turistin mecburen ilk konak yeri haline gelmiştir. Bence bu durum bilinçli ve planlı bir çalışmanın ürünüdür. İşte, buna bağlı olarak kentin özellikle kale çevresindeki taş yapıların özelliklerini koruyor olması, turizm hareketliliğinin artmasına neden olmaktadır. Öncelerde yaşadığımız ve okuduğumuz Kars, genel dokusunu korumakla birlikte modernleşmeye de açık bir kent halini almıştır.
Kentin turizm hareketliliği gece geç saatlere kadar sürmekte, yeme, içme, konaklama ve eğlence mekanları gelen yerli ve yabancı turistlere sınırsız hizmet vermektedir. Zaten bir kente gelen turistlerin beklediği başka ne olabilir ki? Gündüz saatlerinde ören yerlerini gezme, tanıma; gece saatlerinde ise yeme içme ve eğlenmedir.
Ayrıca görebildiğim kadarıyla kentin temizlik ve düzen sorunu da kalmamıştır. Caddeler ve özellikle ekonomik faaliyet gösteren yöresel ürün marketleri gelen turistlere sınırsız güzel hizmet, ilgi, alaka ve doğal ürünleri sunabilmektedir. Bunu da sanırım iyi bir tanıtım, yerel ve kamunun olağanüstü çabalarına borçludurlar diye düşünüyorum. Tam da bu nedenledir ki tur operatörleri özellikle yeme, içme ve konaklama konusunda Kars dışı bir yer tercih etmemektedirler.
Gece sokaklarda ateşler yanıyor, çevresinde insanlar müzik yapıyor, oynuyor, şarkılar söyleyip eğleniyorlar. Genelleme yapmayayım ama bazı marka yerler yemekleri bozmuş ve çok yüksek fiyatlarla satışlar da yapmıyor değiller. Özellikle yaz aylarında gittiyseniz kesinlikle kaz yemeyin, tadı tuzu yok ve hem de çok pahalı diyorum.
Ardahan ilimiz ise 1992 yılında il olmuş ve yaklaşık otuz beş sene gibi bir zaman geçirmiş bir ilimizdir. Kars’ın bölünmeden önceki durumunu şu anda Ardahan almıştır. Yani ülkenin son uç noktası olmuştur. Aslında Ardahan’ın bu uç nokta olmasının bazı avantajları da oluşmuştur. Mesela, Asya’ya çıkış için üç tane sınır kapısı açılmış fakat bu sınır kapısı olma özelliğini iyi kullanamadığından yani çıkış, depolama, istasyon ve gümrükleme vb. işler Trabzon, Erzurum ve Kars’ta yapıldığından Ardahan bu yöndeki sınır kapısı avantajını kullanamamaktadır. Yani ekonomik bir girdi sağlayamıyor. Bu nedenle de ekonomik bir güç kazanma şansı olmuyor.
Aslında Kars kadar olmasa da Ardahan’da da çok eski taş yapılar, Ardahan Kalesi, Kura Nehri, farklı tarihi ve turistik Ören Yerleri olmasına rağmen bu özellikleri de ne yazık ki kullanamıyor. Bunda hem kamu yönetiminin hem yerel yönetimlerin hem de siyaset yapanların büyük bir sorumluluğu vardır diye düşünüyorum.
Kars’ta gece yarılarına kadar sokak faaliyetleri varken Ardahan’da akşam saat sekizden sonra tabiri caizse hayat duruyor. Sokakta insan göremiyorsunuz; birkaç belli başlı mekân dışında (Kılıçoğlu, Sanat Sokağı, Agara vb.). Oysa ki özellikle kale çevresinde akşam etkinlikleri düzenlenebilir, Kura Nehri kıyısındaki tesislerde farklı etkinlikler yapılabilir. Kent Meydanı sayılan Millet Bahçesi içerisinde, Akoş’un Binası önünde, Kongre Caddesi üzerinde Kongre Binası önünde ve tarihi Demir Köprü üzerinde onlarca etkinlik yapılabilir. Bu etkinliklerle de halk diri tutulur; yapılan paylaşımlarla ve alınan etkileşimlerle kentin tarihi ve turistik dokusu tur operatörlerinin ilgisini çekebilir.
Özellikle Valiliğin sorumluluğunda olan Çıldır Gölü Bungalov Evler Tesisleri ve Yalnızçam Kayak Tesisleri çok iyi bir şekilde değerlendirilebilir. Yalnızçam Kayak Tesisleri kışın olduğu gibi yazın da yemyeşil doğası, teleferiği, kafe ve restoranıyla ve şehre yakınlığının avantajıyla mesire ve gezi alanına dönüştürülebilir. Bunların hepsinin sağlanması demek hem istihdam hem de ekonomik bir girdi demektir.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, Ardahan’a gelen bir turist şu yukarıda saydığım etkinliklerden bir tanesini bile göremiyorsa bu kente neden gelsin? Mesela konuştuğum özel grup turu liderleri, "Hocam, gündüz Ardahan ve çevresini geziyor, yemek ve konaklamak için akşam Kars’a dönüyoruz" diyor. Bu yakınmanın nedenini de özellikle bu işlerden sorumlu olan kişi ve kurumların ilgisizliğine bağlıyor.
Bir konu daha var ki o da özellikle tesis işletmecilerinden aldığım bir dönüttü; "Hocam bizim mekânlara insanlar veya turlar gelmiyorlar. Gelenler de mecbur kaldıkları için uğruyorlar." Özellikle Çıldır Gölü çevresindeki işletmeler, turizm hareketliliği gösteren bir bölgede olmalarına rağmen turizmin gerektirdiği işletme ruhsatını alamadıklarını, altyapı sorunlarının olduğunu, bu durum nedeniyle gelenlerin artık uğramamaya başladığını ve tesislerin (Çıldır Gölü Bungalov Evler gibi) para kazanamadıklarından işletmeciler tarafından terk edildiğini belirtiyorlar.
Kars’ın sahipleri iyi çalışıyor, Ardahan’ın sahibi yok. Ardahan’da hem güçlü bir kamu idaresi iradesi, hem yerel yönetimlerin vizyonunun geliştirilmesi, hem turizm alanında daha liyakatli kimselerin istihdam edilmesi, hem de siyasilerin ortak bir çalışmayla kentin gelişimine el atması gerekmektedir. 21. yüzyılda halen özellikle baraj yolu üzerinde olan bir köyün yolu dahi yoksa söyleyecek söz kalmıyor.
Bu yokluklarla beraber söylemeden geçemeyeceğim; Ardahan Havaalanı da yapılmalıdır, Doğu Ekspresi de Ardahan’a kadar gelmelidir.
Bizim baba ocağımız Kars da gelişsin, ana ocağımız Ardahan da gelişsin. Rekabet olmazsa olmazdır. Herkes hak ettiğini yaşar.