Doğaldır ki bir konuyu açıklayabilmek için o konunun anlamını açıklamak gerekir. İşte bunun için de bilimsel tanımlamalara gereksinim vardır diye düşünüyorum. Bilimsel tanım bağımlılık için şöyle diyor: Bağımlılık, kişinin zarar görmesine rağmen bir maddeyi veya davranışı kontrolsüzce kullanmaya devam etmesiyle oluşan kronik bir beyin hastalığıdır. Fiziksel ve psikolojik yönleri olan bu durumda, kişi maddeyi/davranışı bırakmak istese de başaramaz ve tolerans (ihtiyacın artması) ile yoksunluk belirtileri yaşar. Yani bir davranış ya da kullanım alışkanlığı kolayca terk edilemiyor.
Ben, bu yazımda teknoloji ve ekran bağımlılığı konusunu işlemek istiyorum. Çünkü, çağımızın en önemli bağımlılıklarından birisi de direk insan beyni ve bedenini etkileyen teknoloji ve erkan bağımlılığıdır diye düşünüyorum. Bu bağımlılık öyle bir yere evrilmiş durumda ki artık yoğun radyasyona maruz kalan annelerin ve anne karnında olan bir bebeğin maruz kaldığı elektromanyetik radyasyon dalgalarının işlemesiyle başlıyor diye söyleniyor.
Günümüzde ekran bağımlılığı şöyle başlıyor diye düşünüyorum: Henüz bir iki yaşlarındaki bir bebeğe yemek yedirmek için önüne açılan cep telefonu kamerasından, tabletlerden veya televizyondan izletilen hareketli ve sesli filmlerin izletilmesiyle başlıyor. Bu yaşlarda erkan alışkanlığı kazanan beyin ilerleyen yaşlarda bunu bir davranış haline getirerek aramaya başlıyor. Sonrasında sırasıyla günlük belirli saatlerde eğitsel amaçlı izletilen çizgi filmlerle devam ediyor.
İlkokul çağına henüz gelmiş çocukları kontrol ve olumsuz durumlarda haberleşmek amacıyla ellerine verdiğimiz cep telefonları ya da kollarına taktığımız saat telefonlarla bir radyasyona maruz bırakıyor ve ekran alışkanlıklarını hızlı bir şekilde geliştiriyoruz. Doğaldır ki bu telefonlarda ne kadar sınırlarsanız sınırlayın istemedik sitelere girişler ve buna bağlı ilgi çekici yayınlara maruz bırakıyoruz. Bir süre sonra bu davranışlara alışan çocuk için ailelerden “başını telefondan, tabletten ya da bilgisayardan kaldırmıyor” serzenişleri gelmeye başlıyor. Ayrıca engellemeye çalışıldığında “dinlemeyen ve asileşen” bir çocuk tipiyle karşı karşıya kalıyorsunuz.
Sonrası zaten tamamen kontrol dışı davranışlara yönelen bir ortaokul ve lise gençliğine dönüşüyor. Bu yaş grubundaki çocukların ve özellikle de günümüzde erken ergenlik döneminin de devreye girmesiyle kontrol edilebilmesi neredeyse mümkün olmuyor. Bunun neden olduğu sonuçlar ise, çeşitli olumsuz yönlere sapabilen çocukların, suça bulaşabilen çocukların ortaya çıktığını görmekteyiz. Hatta en olumsuz yönü ise, okula karşı ilgisinin azalması ve beraberinde başarısızlığı getirmiş olmasıdır.
Lisede bu iş bitiyor mu? Elbette ki bitmiyor. Bu kez üniversite ve yetişkinlik dönemlerine yansımalarını gözlemliyoruz. Sonuç ne oluyor? Tam bir ekran ve teknoloji bağımlılığı gerçekleşiyor. Bağımlılığın, dünyada yapılan araştırmaların sonuçlarına baktığımızda dünya genelinde ekran süresi günlük beş sat ve %35 civarındayken ülkemizde yedi saat civarı ve %87 gibi bir orana denk geliyor. Demek ki ülkemizde ekranla tanışma ve ekrana maruz kalma çok yüksek seviyelerdedir. Bunun için acil önlem alınması ve özellikle okullarda internet ve sosyal medya okur yazarlığı dersleri konulması, dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de internet ve telefon kullanımı için yaş sınırlaması getirilmeli ve okullarda yasaklanmalıdır. Bu konu sadece gençler için mi konuşulmalı? Hayır, bu bağımlılık konusu ben de dahil tüm vatandaşların bir bağımlılığıdır. Tez zamanda kurtulmamız için önlemler alınması gerekmektedir.
Ekran bağımlılığını, öncelikle aileleri eğiterek başlamak suretiyle ileride aile kuracak olan yetişen çocuk ve genç nesilleri de eğiterek çözebiliriz diye düşünüyorum.