Saadet Atalay
İnsanlara olan hayranlığım giderek artıyor. Nasıl bu kadar güzel yalan söyleyebiliyorlar ve birbirlerini böylesine çabuk kandırıyor olabilirler sizce ?
Kaybedilen bir şeyler olmalı, hayır demeyi başaramadıkları kadar. Neyin eksikliği ve neyin fazlalığı var ki bu kadar güvensiz bir ortam ve sahte yüzler arasında dolaşıyoruz.
Sorular, sorular yine bir yığın sorular. Soruları sormak ve kendimize gelmek zorundayız. Soru soran, sorgulayan bir beyin ancak insan kalabilir. İyiyi kötüyü ayırt edebilir. İnsanlığımızın önüne geçti geçeli çıkarlar, düşünemez olduk. Doğruluk dürüstlük kavramlarını bir kenara itip hırslarımızın kurbanı olduk ve nicelerinin hayallerini yıktık da dönüp arkamıza bakmayı unuttuk. Utanmak neydi onu bile çoktan unuttuk.
Hatırlamalı insan olabildiğimiz, doğru kalabildiğimiz zamanları, hatırlamayanlara hayır diyebilecek kadar hatırlatmalı yüzüne ansızın inen bir tokat gibi gerçek olabilmeyi, insan kalabilmeyi.
Şehirler büyüyor, insanlar küçülüyor, aslında insanlık küçülüyor. Omuz omuza geçip gidiyorlar birbirlerini görmeden., göz göze bile gelmeden . Öyle oturup bir köşeden, gözlerini seyrediyorum, gözler saklamaz hiçbir şeyi. Acıları, korkuları, yorgunlukları, yalanları hepsi gözlerde saklı. O yüzden kaçırıyorlar gözlerini, ruhsuz bir bedene sakladıklarını düşünüyorlar belli ki . Hepsinin yüzleri aynı , duygu yok, donuk bir ifadeyle umursamıyorlar bile yanlarından geçip giden hayatları, bu hayatların hikayelerini.. öylece uzaklaşıp gözden kayboluyorlar.
Eskidendi çok eskidendi diye takılıyor dilimize.
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, çok eskiden
Şehirler de değil de kasabalar da köylerde yaşarken bizler, her şey daha samimi daha güzeldi. Paylaşmak vardı, dar günde bir olmak birlik olmak vardı
Evet eskidendi her şey eskiden...