“Hayal edebildiğin her şey gerçektir.”
Bazen insan hayatın bir köşesinde öylece durur.
Ne ileri gidebilir ne geri dönebilir…
Önünde yollar vardır ama hangisine gideceğini bilemez. Kafasında binlerce düşünce dolaşır, fakat hiçbirinin kapısını açacak anahtarı bulamaz.
İşte tam da böyle zamanlarda insanın elinden tutan bir şey vardır:
Hayal.
Çünkü hayal, yalnızca gerçekleşmesini istediğimiz şeylerin zihnimizdeki görüntüsü değildir. Hayal; umuttur, cesarettir, inançtır. Daha da önemlisi, geleceğin ilk taslağıdır.
Bir insan önce hayal eder, sonra inanır, ardından mücadele eder.
Ve çoğu zaman bugün gerçek olarak gördüğümüz şeyler, dün bir başkasının hayalinden başka bir şey değildi.
Etrafımıza baktığımızda bunu çok açık biçimde görürüz.
Şehirler, yollar, köprüler, fabrikalar, üniversiteler, teknolojiler…
Hepsinin başlangıcında bir düşünce vardı.
Birileri bir gün oturdu ve “Bunu yapabiliriz” dedi.
Belki çevresindekiler güldü.
Belki “Olmaz” dediler.
Belki “Bizim gücümüz yetmez” dediler.
Ama o insan, başkalarının imkânsız dediği yerde kendi ihtimalini gördü.
İşte başarı ile başarısızlık arasındaki en büyük farklardan biri de burada başlar.
Başarılı insanlar imkânsızı görmezden gelmez; imkânsız görünen şeyin nasıl mümkün olabileceğini düşünür.
Bugün gökyüzünde uçakları gördüğümüzde kimse şaşırmıyor.
Oysa bir zamanlar insanın uçabileceğini söyleyenlere deli gözüyle bakılıyordu.
Bugün dünyanın bir ucundan diğer ucuna saatler içinde gidebiliyoruz.
Bir zamanlar kilometrelerce yolu at sırtında aşan insanlar için bu bile hayal ötesiydi.
Demek ki mesele yalnızca teknoloji değil.
Mesele, insanın önce zihninde sınırları kaldırabilmesi.
Hayatımız boyunca karşımıza mutlaka “olmaz” diyen insanlar çıkar.
“Bunu yapamazsın.”
“Senin gücün yetmez.”
“Bizim burada böyle şeyler olmaz.”
“Boşuna uğraşıyorsun.”
“Boş hayal kurma.”
Bu cümleler bazen insanın içine öylesine işler ki, bir süre sonra insan kendi hayallerinden bile utanmaya başlar.
Oysa insanın en büyük kaybı başarısız olması değildir.
En büyük kayıp, hiç denemeden vazgeçmesidir.
Çünkü başarısızlık bir sonuçtur.
Ama hayal kurmaktan vazgeçmek, daha yol başlamadan teslim olmaktır.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, “Ben bunu yapabilirim” diyebilmesidir.
Gerisi emektir.
Gerisi sabırdır.
Gerisi zamandır.
Burada sözü biraz da kendi memleketimize, Ardahan’a getirmek istiyorum.
Çünkü bence hayal meselesi yalnızca bireyler için değil, şehirler için de son derece önemlidir.
Bir şehrin geleceğini düşünmek, aslında o şehrin hayalini kurmaktır.
Peki biz Ardahan için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz?
Çocuklarımızın başka şehirlerde gelecek aramak zorunda kalmadığı bir Ardahan mı?
Gençlerin iş bulmak için memleketini terk etmediği bir Ardahan mı?
Turizmin yalnızca birkaç ay konuşulmadığı, yılın dört mevsimine yayıldığı bir Ardahan mı?
Tarım ve hayvancılığın modern teknolojiyle buluştuğu bir Ardahan mı?
Üretimin, istihdamın ve yatırımın arttığı bir Ardahan mı?
Yalnızçam’ın yalnızca kar yağdığında hatırlanmadığı; dört mevsim turizm merkezi olduğu bir Ardahan mı?
Çıldır Gölü’nün yalnızca fotoğraf çekilen bir güzellik olmaktan çıkıp uluslararası ölçekte tanınan bir turizm markasına dönüştüğü bir Ardahan mı?
Posof’un doğasıyla, Damal’ın kültürüyle, Hanak’ın yaylalarıyla, Göle’nin üretim gücüyle, Çıldır’ın gölüyle ve Ardahan merkezinin tarihi dokusuyla bütünleşmiş bir bölge mi?
Bence asıl mesele burada başlıyor.
Bir şehrin önce geleceğini hayal etmesi gerekiyor.
Çünkü hayal edemediğimiz bir geleceği inşa etmemiz mümkün değildir.
Ardahan’ın en büyük talihsizliği potansiyelinin olmaması değildir.
Tam tersine…
Bu şehir doğal güzellikleriyle, tarihiyle, kültürüyle, coğrafyasıyla, tarımıyla, hayvancılığıyla ve sınır konumuyla önemli imkânlara sahip.
Ama potansiyel tek başına yetmez.
Bir cevher toprağın altında kaldığında nasıl değerli bir mücevhere dönüşemiyorsa, kullanılmayan potansiyel de şehre ekonomik ve sosyal değer kazandırmaz.
Bunun için önce düşünmek gerekir.
Sonra planlamak.
Sonra yatırım yapmak.
Ve en önemlisi, ısrar etmek.
Bir şehir bir yılda değişmez.
Ama yıllarca aynı hayalin peşinden giden insanlar, bir gün o şehrin kaderini değiştirebilir.
Ardahan için zaman zaman “Burada bir şey olmaz” cümlesini duyuyoruz.
İşte bu cümleye itiraz etmek gerekiyor.
Çünkü “Burada bir şey olmaz” dediğimiz anda aslında şehrin önüne görünmez bir duvar örüyoruz.
Oysa soruyu değiştirebiliriz.
“Burada neden olmasın?”
İşte bu soru çok daha değerlidir.
Neden Ardahan kış turizminin önemli merkezlerinden biri olmasın?
Neden Çıldır Gölü uluslararası turizm destinasyonlarından biri olmasın?
Neden Ardahan hayvancılık ve et-süt üretiminde güçlü bir marka olmasın?
Neden gençlerin teknoloji ve girişimcilik projeleriyle memleketlerinde iş kurduğu bir şehir olmasın?
Neden sınır ticaretinden daha fazla ekonomik değer üretilmesin?
Neden Ardahan Üniversitesi, şehir ekonomisinin ve sosyal hayatın çok daha güçlü bir parçası olmasın?
Soruları değiştirdiğimiz zaman düşüncelerimiz de değişmeye başlar.
Elbette hayal kurmak tek başına yeterli değildir.
Hayal, çalışmayla buluşmadığında yalnızca güzel bir düşünce olarak kalır.
Bir insan “başarılı olacağım” diyebilir.
Ama çalışmıyorsa başarı gelmez.
Bir şehir “kalkınacağız” diyebilir.
Ama yatırım yapmıyorsa, üretmiyorsa, gençlerini tutamıyorsa, turizmini geliştirmiyorsa kalkınma kendiliğinden gelmez.
Bu nedenle hayalin üç önemli ortağı vardır:
İnanç, emek ve sabır.
Önce inanacaksınız.
Sonra çalışacaksınız.
Sonra bekleyeceksiniz.
Bazen sonuç hemen gelmeyecek.
Bazen attığınız adım karşılık bulmayacak.
Bazen eleştirileceksiniz.
Ama gerçek başarıların tamamında ortak bir özellik vardır:
Vazgeçmemek.
Hayat bize zaman zaman ağır sınavlar çıkarır.
İnsan bazen yorulur.
Bazen kaybeder.
Bazen yıllarca emek verdiği bir şeyin gerçekleşmediğini görür.
İşte o zaman hayalin değeri daha iyi anlaşılır.
Çünkü insanın elinde her şey alınabilir.
Parası azalabilir.
İşi değişebilir.
Planları bozulabilir.
Yollar kapanabilir.
Ama içinde küçük bir umut varsa yeniden başlayabilir.
Belki de insanı hayata bağlayan şey, gerçekleştirdiği hayallerden çok gerçekleştirmek için peşinden koştuğu hayallerdir.
Çünkü insanın yüreğinde bir hedef olduğu sürece yol bitmiş değildir.
Ben Ardahan'ın geleceği konuşulurken küçük düşünmemiz gerektiğine inanmıyorum.
Tam tersine, büyük düşünmeliyiz.
Çünkü küçük hayaller küçük hedefler doğurur.
Büyük hayaller ise insanları harekete geçirir.
Ardahan'ı yalnızca bugünün sorunlarıyla değil, yarının fırsatlarıyla konuşmalıyız.
Gençlerimizi yalnızca göç üzerinden değil, girişimcilik üzerinden değerlendirmeliyiz.
Dağlarımızı yalnızca coğrafya olarak değil, turizm değeri olarak görmeliyiz.
Göllerimizi yalnızca doğal güzellik olarak değil, uluslararası marka olarak düşünmeliyiz.
Toprağımızı yalnızca üretim alanı olarak değil, katma değer üreten bir ekonomi olarak değerlendirmeliyiz.
Kısacası Ardahan'a sadece “Bugün ne durumdayız?” diye bakmamalıyız.
Asıl sorumuz şu olmalı:
“On yıl sonra nasıl bir Ardahan istiyoruz?”
İşte o sorunun cevabı, şehrimizin geleceğinin ilk adımı olacaktır.
Hayat bazen bütün kapıları yüzümüze kapatabilir.
Bazen yol görünmeyebilir.
Bazen kendimize bile inanmakta zorlanabiliriz.
Ama insanın içinde küçücük bir ışık kaldığı sürece hiçbir şey bitmiş değildir.
O ışığın adı umuttur.
Onu büyüten şey ise hayaldir.
Bu yüzden hayallerinizden utanmayın.
Size “olmaz” diyenlere rağmen hayal kurun.
Küçük gördüğünüz şeylerin zaman içinde nasıl büyüdüğünü unutmayın.
Kendiniz için hayal kurun.
Aileniz için hayal kurun.
Memleketiniz için hayal kurun.
Ardahan için hayal kurun.
Çünkü bugün hayal ettiğimiz Ardahan, yarının gerçek Ardahan'ı olabilir.
Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda belki de bugün imkânsız görünen birçok şeyin gerçekleştiğini göreceğiz.
Yeter ki önce zihnimizde o şehri kuralım.
Yeter ki inanalım.
Yeter ki çalışalım.
Yeter ki vazgeçmeyelim.
Çünkü bazen bir şehrin kaderini değiştiren şey büyük bir yatırım değil, büyük bir hayalle başlayan küçük bir adımdır.
Ve ben hâlâ şu cümleye inanıyorum:
“Hayal edebildiğin her şey gerçektir.”
Yeter ki önce sen inan.
Yeter ki hayal etmekten vazgeçme.