Necmettin Aslan
  10-09-2026 00:33:00

80’ler Akımıyla Fotoğraf Paylaşan Yandı!

Bir zamanlar albümde sakladığımız fotoğrafları şimdi yapay zekâya teslim ediyoruz. Peki karşılığında yalnızca nostalji mi alıyoruz?

​Bir fotoğraf yükledik… Bir anda kendimizi 1980’lerin içinde bulduk. Saçlarımız değişti, kıyafetlerimiz değişti, sokaklar değişti. Kimi çocukluğuna döndü, kimi gençliğine… Sosyal medya bir anda 80’lere taşındı. “Ne güzel olmuş!”, “Gerçekten gençliğin böyle miydi?”, “Ben de yapacağım!” Derken milyonlarca insan aynı akımın peşinden gitti.

​Ama bir soru nedense pek sorulmadı: Biz bu fotoğrafı yapay zekâya verirken aslında ne veriyoruz?

​İşte meselenin en önemli tarafı burada başlıyor. Çünkü yapay zekâya yüklediğimiz fotoğraf, yalnızca ekranda gördüğümüz bir görüntüden ibaret olmayabilir. Yüzümüzün şekli, gözlerimiz, burnumuz, çenemiz ve diğer ayırt edici özelliklerimiz kişisel veriler açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’de biyometrik veriler, KVKK kapsamında özel nitelikli kişisel veriler arasında değerlendiriliyor.

​Fakat burada kritik bir ayrım var: Her yüz fotoğrafı otomatik olarak “biyometrik veri” demek değildir. Bir fotoğrafın bu niteliği kazanması, kişinin benzersiz şekilde tanınması veya doğrulanmasına yönelik teknik işlemlerle bağlantılıdır. Dolayısıyla “80’ler akımı kesin olarak insanların biyometrik verilerini toplamak için yapıldı” demek doğru olmaz.

​Ama… “Nasıl olsa herkes yapıyor, hiçbir risk yok” demek de hiç doğru değildir. Çünkü dijital çağda asıl sorun, verinin bugün ne olduğu kadar yarın neye dönüşebileceğidir.

​Bir Fotoğraf, Eskisi Gibi Sadece Fotoğraf Değil

​Biz fotoğrafı hâlâ eski alışkanlığımızla düşünüyoruz. Çekilir, albüme konur, dolabın köşesinde yıllarca saklanır. Çocuklar büyüdüğünde çıkarılıp “Bak, sen küçükken böyleydin” denir. Eskiden fotoğrafın kaderi buydu.

​Bugün ise durum çok farklı:

  • ​Fotoğrafı çekiyoruz.
  • ​Bir uygulamaya yüklüyoruz.
  • ​Görüntü başka bir sistemde işleniyor.
  • ​Çoğu zaman hangi sunucuda tutulduğunu veya ne kadar saklandığını okumadan “Kabul Et” butonuna basıyoruz.

​Nostalji güzel ama mahremiyet daha değerli. Şifrenizi unutursanız değiştirirsiniz, telefon numaranızı yenilersiniz; fakat yüzünüzü değiştiremezsiniz. Biyometrik verilerin hassasiyeti tam olarak burada ortaya çıkıyor.

​"Benim saklayacak bir şeyim yok" demeyin. Konu saklayacak bir şeyimizin olup olmaması değil; bize ait olan verinin kontrolünün kimde olduğudur.

 

​Başkalarının Hayatını Riske Atmak

​İşin daha da düşündürücü bir boyutu var: Aile fotoğrafları, eski düğün fotoğrafları, çocukluk anıları, anne-baba, dede-nine veya arkadaşlar... Bazen kendi fotoğrafımızı yüklerken başkalarının fotoğraflarını da sisteme gönderiyoruz. Peki o insanların buna izni var mıydı? Özellikle çocukların ve aile bireylerinin yer aldığı kareleri paylaşırken iki kere düşünmek gerekiyor.

​Yapay zekâyı düşman ilan etmek doğru değil. Sağlıkta, eğitimde, bilimde hayatımıza büyük kolaylıklar sağlıyor. Sorun teknoloji değil; sorun, teknolojiyi bilinçsiz kullanmak. Bugün 80’ler akımı, yarın başka bir trend... İnsanlar kullanım koşullarını okumadan akımların peşinden sürükleniyor. Herkesin derdi aynı: “Benim fotoğrafım nasıl olmuş?”

​Oysa sormamız gereken asıl soru şu: “Benim fotoğrafım bundan sonra nerede olacak?”

​Nostaljiyi Yaşayalım, Aklımızı Eve Bırakmayalım

​Ben de 80’leri severim; mahalle kültürünü, komşuluğu, o yılların samimiyetini... Ama 80’lere dönmek için yüzümüzü dijital dünyaya teslim etmek zorunda değiliz. Teknolojiden faydalanalım, nostaljimizi yaşayalım ama önce düşünelim:

  • ​Uygulamanın güvenilirliğini araştıralım.
  • ​Gizlilik şartlarını okuyalım.
  • ​Verilerin nasıl kullanıldığını öğrenelim.
  • ​Ailemizin mahremiyetine dikkat edelim.

​Fotoğraf artık yalnızca fotoğraf değildir; fotoğraf aynı zamanda veridir. Ve veri, çağımızın en değerli varlıklarından biridir. Sosyal medyada yeni bir akım gördüğümüzde hemen peşinden koşmadan önce bir saniye duralım ve kendimize soralım:

“Ben geçmişimi yeniden görmek için fotoğrafımı paylaşıyorum. Peki gelecekte bu fotoğrafın nerede kullanılacağını biliyor muyum?”

​Bence asıl mesele 80’lere dönmek değil, geleceğe hangi dijital izi bıraktığımızdır. Nostalji yaşayalım, ama mahremiyetimizi kaybetmeden. Çünkü 80’lere dönmek kolay; yüzümüzü geri almak o kadar kolay olmayabilir.

Peki, siz sosyal medyadaki bu yapay zekâ akımlarına katılırken gizlilik sözleşmelerini okuyor musunuz?

  • Bu yazı 462 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

BİZİ TAKİP EDİN
YUKARI