Ardahan’ın turizm potansiyelini konuşmaya başladığımızda hemen aynı cümleleri kuruyoruz:
Çıldır Gölü var…
Kura Nehri var…
Akçakale Adası var…
Ardahan Kalesi var…
Kaşlıkaya, Harosman, Teknetaşı gibi tarihî ve doğal değerlerimiz var.
Atatürk Silueti var.
Yaylalarımız, göllerimiz, kışımız, karımız, doğamız ve kendine özgü kültürümüz var.
Ama bütün bunları saydıktan sonra asıl soruya geliyoruz:
Peki biz bunları turizme dönüştürmek için ne yapıyoruz?
İşte burada ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.
Ardahan’ın turizm meselesi sadece devletin yapacağı yatırımlarla çözülebilecek bir mesele değildir. Devlet elbette yol yapacak, altyapıyı geliştirecek, tanıtıma destek verecek, turizm yatırımlarının önünü açacaktır.
Ancak şehir olarak bizim de bir irade ortaya koymamız gerekiyor.
Belki de ilk adım, Ardahan Turizm Derneği'nin güçlü ve gerçek anlamda çalışan bir yapıya kavuşturulmasıdır.
TABELA DEĞİL, ÇALIŞAN BİR YAPI
Ardahan’da zaman zaman dernekler kuruluyor.
Tabela asılıyor.
Yönetim belirleniyor.
Bir süre toplantılar yapılıyor.
Sonra sessizlik…
Bizim ihtiyacımız olan şey bir başka tabela derneği değildir.
İhtiyacımız olan;
turizm sektörünü bir araya getiren, proje üreten, yatırımcı arayan, tanıtım yapan, kamu kurumlarıyla birlikte çalışan, Ankara ve İstanbul’da Ardahan’ın turizm lobisini yapan bir yapı.
Böyle bir dernek;
belediyenin yerine geçmez,
valiliğin görevini üstlenmez,
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün görevini yapmaz.
Tam tersine bu kurumlarla birlikte çalışır.
Çünkü turizm, tek bir kurumun işi değildir.
KİMLER AYNI MASADA OTURMALI?
Gerçek bir Ardahan Turizm Derneği kurulacaksa üyeleri yalnızca birkaç turizm işletmecisinden oluşmamalıdır.
O masada;
- Otel ve konaklama işletmeleri,
- Restoran ve kafe sahipleri,
- Seyahat acenteleri,
- Rehberler,
- Esnaf,
- Yerel yönetimler,
- Turizm akademisyenleri,
- Fotoğrafçılar,
- Doğa sporlarıyla ilgilenenler,
- Tarih ve kültür araştırmacıları,
- Köy ve yayla turizmiyle ilgilenen vatandaşlar,
- Yatırımcılar,
- Yerel basın,
- Üniversiteler,
- Sivil toplum kuruluşları
yer alabilmelidir.
Çünkü Ardahan turizmini yalnızca otel sahibi geliştiremez.
Yalnızca belediye de geliştiremez.
Yalnızca devlet hiç geliştiremez.
Turizm bir ekosistemdir.
ÇILDIR GÖLÜ'NDEN DAHA FAZLASINI ANLATMALIYIZ
Ardahan’ın turizmini konuştuğumuzda çoğu zaman Çıldır Gölü’ne sıkışıp kalıyoruz.
Oysa Ardahan, Çıldır Gölü’nden ibaret değildir.
Çıldır Gölü önemli bir turizm markasıdır.
Ancak Ardahan’ın turizm rotası;
Çıldır – Ardahan merkez – Kura Vadisi – Damal – Posof – Hanak – Göle – yaylalar – tarihî yapılar – köyler – doğal alanlar
şeklinde bütüncül olarak ele alınabilir.
Bir turist Ardahan’a geldiğinde yalnızca bir noktayı görüp gitmemeli.
En az iki-üç gün kalabileceği bir turizm programı hazırlanmalı.
Çünkü turizmin gerçek ekonomik karşılığı ziyaretçi sayısından çok, ziyaretçinin şehirde ne kadar kaldığı ve ne kadar harcama yaptığıyla da ilgilidir.
ARDAHAN'DA TURİST NEDEN BİR GECE DAHA KALMIYOR?
Asıl sormamız gereken sorulardan biri budur.
Turist geliyor.
Fotoğraf çekiyor.
Çıldır Gölü'nü görüyor.
Yemek yiyor.
Sonra başka şehre geçiyor.
Peki neden?
Çünkü biz henüz Ardahan’ı yeterince paketleyip pazarlayamıyoruz.
Turiste;
“Ardahan’da üç gün geçirirseniz ne yapabilirsiniz?”
sorusunun net bir cevabını vermeliyiz.
Örneğin:
1. Gün: Ardahan merkez ve tarihî alanlar.
2. Gün: Çıldır Gölü, Akçakale ve çevresi.
3. Gün: Damal, Posof, Göle veya doğa ve yayla rotaları.
Bunun yanında kış turizmi, fotoğraf turizmi, gastronomi, kültür turizmi, kuş gözlemciliği, doğa yürüyüşleri ve köy turizmi gibi alanlar geliştirilebilir.
Bunlar sadece fikir olarak kalmamalı.
Haritalandırılmalı, fotoğraflanmalı, internet sitelerine konulmalı, sosyal medyada tanıtılmalı ve tur operatörlerine ulaştırılmalıdır.
TURİZM DERNEĞİNİN EN ÖNEMLİ GÖREVİ: TANITIM
Bugün turizmde yarışan şehirler yalnızca doğal güzellikleriyle yarışmıyor.
Hikâyeleriyle yarışıyor.
Ardahan’ın ise anlatacak çok fazla hikâyesi var.
Ama bu hikâyeleri profesyonel şekilde anlatmamız gerekiyor.
Bir fotoğrafın altına sadece:
“Çıldır Gölü – Ardahan”
yazmak artık yeterli değil.
İnsanlara neden gelmeleri gerektiğini anlatmalıyız.
Ardahan’ın tarihini…
Kafkasya ile ilişkisini…
Göç hikâyelerini…
Kültürünü…
İnsanını…
Yemeklerini…
Doğasını…
Kışını…
Yaylalarını…
Ve elbette bütün bu değerlerin birbirleriyle bağlantısını.
Şehrin hikâyesini oluşturamazsak, başkaları bizim hikâyemizi oluşturur.
İSTANBUL VE ANKARA'DA ARDAHAN TURİZMİ ANLATILMALI
Ardahan’ın önemli bir avantajı daha var:
Ardahanlıların büyük bölümü büyük şehirlerde yaşıyor.
Özellikle İstanbul ve Ankara gibi merkezlerde çok geniş bir hemşehri ağı bulunuyor.
Bu insanlar sadece memleket günlerinde bir araya gelmek yerine, Ardahan turizminin gönüllü tanıtım elçileri haline getirilebilir.
Turizm derneği İstanbul’da ve Ankara’da tanıtım toplantıları düzenleyebilir.
Seyahat acenteleriyle görüşebilir.
Basın kuruluşlarını Ardahan’a davet edebilir.
Turizm fuarlarında Ardahan’ın tanıtımını yapabilir.
Belgesel ve tanıtım filmleri hazırlatabilir.
Sosyal medya içerik üreticileriyle çalışabilir.
Yani Ardahan’ı yalnızca Ardahan’da anlatmak yerine, turistin bulunduğu yerde anlatmalıyız.
YEREL ESNAF TURİZMDEN PAY ALMALI
Turizm yalnızca otellerin kazancı değildir.
Turist geldiğinde;
lokantacı kazanır,
taksici kazanır,
market kazanır,
kahvehane kazanır,
hediyelik eşya satan kazanır,
köylü üretici kazanır,
arıcı kazanır,
peynir üreticisi kazanır,
el sanatlarıyla uğraşan kazanır.
Dolayısıyla turizm geliştikçe şehir ekonomisinin tamamı bundan faydalanabilir.
Ancak bunun için yerel ürünlerin markalaştırılması gerekiyor.
Ardahan’ın kaşarı, balı, eti, yöresel yemekleri, el sanatları ve diğer yerel ürünleri turizmle bütünleştirilebilir.
Turist şehirden ayrılırken yanında Ardahan’a ait bir ürün götürmeli.
Turizm, şehrin doğal güzelliğini ekonomik değere dönüştürme sanatıdır.
KÖYLERİMİZ TURİZMİN DIŞINDA BIRAKILMAMALI
Ardahan’ın en büyük değerlerinden biri de köyleridir.
Bugün birçok köyümüz boşalıyor.
Genç nüfus büyük şehirlere gidiyor.
Oysa doğru bir turizm politikasıyla bazı köylerimizin ekonomik hayatı yeniden canlandırılabilir.
Köy pansiyonculuğu…
Yayla evleri…
Yerel yemekler…
Doğa yürüyüşleri…
Fotoğraf rotaları…
Atlı doğa gezileri…
Kış etkinlikleri…
Yerel üretim atölyeleri…
Bunların hepsi doğru planlandığında turizm ürünü haline getirilebilir.
Böylece turizm sadece şehir merkezinde değil, köylerimize kadar yayılan bir ekonomik faaliyet haline gelebilir.
GENÇLER BU PROJENİN MERKEZİNDE OLMALI
Bir başka önemli konu da gençlerdir.
Turizm derneği kurulacaksa gençlere özel bir yapı oluşturulmalıdır.
Gençler;
sosyal medya,
video,
fotoğraf,
yazılım,
web tasarımı,
yabancı dil,
rehberlik,
organizasyon
gibi alanlarda görevlendirilebilir.
Ardahan’ın turizm haritasını Google ve dijital platformlarda görünür hale getirecek ekipler kurulabilir.
Bugün bir turist seyahat planını çoğu zaman telefondan yapıyor.
Bizim de Ardahan’ı telefon ekranında görünür hale getirmemiz gerekiyor.
TURİZMDE HEDEF KOYMADAN BAŞARI BEKLEYEMEYİZ
Ardahan olarak artık şu soruları sormamız gerekiyor:
Bir yılda kaç turist hedefliyoruz?
Turist şehirde ortalama kaç gün kalıyor?
Kaç yatak kapasitemiz var?
Kaç turist konaklıyor?
En fazla hangi aylarda turist geliyor?
Kış turizminden ne kadar yararlanıyoruz?
Çıldır Gölü’ne gelenlerin kaçı Ardahan merkezde konaklıyor?
Kaçı diğer ilçelerimizi ziyaret ediyor?
Turist başına şehir ekonomisine ne kadar gelir bırakıyoruz?
Bu soruların cevaplarını bilmeden turizm stratejisi oluşturamayız.
Önce ölçmeliyiz, sonra hedef koymalıyız.
DERNEK SİYASETÜSTÜ OLMALI
Bence böyle bir yapının en önemli şartlarından biri de budur.
Ardahan Turizm Derneği herhangi bir siyasi partinin arka bahçesi haline gelmemelidir.
Başkanının veya yönetiminin siyasi kimliği değil, Ardahan turizmine ne kattığı konuşulmalıdır.
Çünkü turizm uzun vadeli bir iştir.
Bugün yapılan yatırımın sonucunu yarın değil, yıllar sonra alabiliriz.
Bu nedenle iktidarıyla, muhalefetiyle, belediyesiyle, valiliğiyle, iş dünyasıyla ve sivil toplumuyla ortak akıl oluşturulmalıdır.
Ardahan’ın turizmi günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulmalıdır.
ARTIK “DEVLET NE YAPACAK?” SORUSUNU DEĞİŞTİRELİM
Belki de zihniyetimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Yıllardır birçok konuda:
“Devlet yatırım yapsın.”
“Devlet yol yapsın.”
“Devlet tanıtsın.”
“Devlet tesis yapsın.”
diyoruz.
Elbette devletin sorumlulukları vardır.
Fakat şehir olarak bizim de yapabileceklerimiz var.
Bir dernek kurabiliriz.
Tanıtım filmi hazırlayabiliriz.
Turizm rotaları oluşturabiliriz.
Yerel ürünleri markalaştırabiliriz.
Seyahat acenteleriyle görüşebiliriz.
İstanbul ve Ankara’da tanıtım günleri düzenleyebiliriz.
Turizm fuarlarına katılabiliriz.
Üniversitelerle projeler yapabiliriz.
Gençleri turizme kazandırabiliriz.
Bunların tamamını devlet bütçesi beklemeden de başlatabiliriz.
SON SÖZ
Ardahan’ın turizm açısından eksiği doğal güzellik değildir.
Eksik olan şeylerden biri, bu güzellikleri ortak bir stratejiyle değerlendirecek örgütlü bir yapı ve süreklilik olabilir.
Çıldır Gölü bizimdir.
Kura Nehri bizimdir.
Dağlarımız, yaylalarımız, tarihimiz, kültürümüz ve köylerimiz bizimdir.
Ama yalnızca “bizim” demek yetmez.
Bunları dünyaya anlatmamız gerekiyor.
Turist Ardahan’ı tesadüfen keşfetmemeli.
Ardahan, turisti kendisi davet etmeli.
Bunun için de güçlü bir turizm yapılanmasına ihtiyaç var.
Belki ilk adım bir dernek kurmak olabilir.
Ama asıl mesele derneğin kurulması değil.
Asıl mesele, o derneğin gerçekten çalışmasıdır.
Çünkü Ardahan’ın artık yeni bir tabela değil, yeni bir turizm vizyonuna ihtiyacı var.
Ve unutmayalım:
Hedefini bilmeyen için hiçbir rüzgâr doğru yönden esmez.
Ardahan olarak önce hedefimizi belirleyelim.
Sonra rüzgârı arkamıza alalım.