Prof. Dr. Ramazan KORKMAZ
  Güncelleme: 11-09-2020 02:05:00   06-09-2020 12:13:00

Emperyal İştiha ve Türkiye

1800'lü yılların başında sanayileşmede önemli adımlar atmış olan Avrupa ülkeleri ve  özellikle Fransa ve İngiltere, zengin yeraltı kaynaklarına sahip yeni sömürge alanları bulmak ve bir şekilde bu "kaynaklara konmak" için büyük enerji harcar. Bunun için İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisi, bilim adamları, askerler, din adamları ve çeşitli alanlardaki uzmanlardan kurulu heyetler oluşturur  ve doğal kayraklar/madenler hakkında keşif raporları hazırlamak üzere dünyanın dört bir yanına gönderir.


1821 yılında böyle bir heyet de Osmanlı topraklarına gelir; 7 yıl gezer, araştırmalar ve incelemeler yaparak 1828 yılında döner ve hazırladıkları raporu Kraliyet Akademisi'ne sunarlar. Osmanlı topraklarının bütün yeraltı, yerüstü kaynaklarını araştıran ve özellikle de Ortadoğu'daki petrol  bölgelerini keşfeden heyet, büyük bir heyecanla hazırladıkları raporda şöyle bir tespitte bulunurlar;  "Osmanlı Devleti, büyük bir hazinenin üstünde oturuyor. Fakat ne iyi ki, bu hazinenin henüz farkında değildirler. Onlar, uyanmadan bu bölgeleri kendi inisiyatifimize alacak süreçleri başlatmalıyız..."


Sonra sinsi, melun ve menfur planlar işlemeye başlar; açılan yüzlerce misyonerlik okulları, ajanlık faaliyetleri, mankurtlaştırma ve hain devşirme planları, hep aynı hedefe yönelik araçlar olarak kullanılır.


Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'da başına gelen  kötülüklerin büyük bir kısmının arkasında bu menfur emellerin olduğu bilinmelidir.


Bölgede akan kanlar, çıkarılan isyanlar, cetvelle çizilen sınırlar, oluşturulan kukla devletçikler ve   bu devletçiklerin başına geçirilen piyon kralcıkların tamamı,  petrol, gaz ve diğer madenlerin konrol altına alınma operasyonun ürünlerinden başka bir şey değildir.


Yüz yılı aşkın bir zamandır bu devletçiklerin düşünsel  sanatsal ve siyasal anlamda bir başarı kazanamayışları, onların köklerden kopuk kukla niteliklerenin en önemli göstergesidir.  


Cahileye öcesi köklerinden bugüne kadar taşıyıp tapındıkları Manat;  düşünce, emek ve erdemleriyle varolmak yerine, altın klozetleriyle övünen bu piyon kralcıkların  'tüm müslümanlık söylemlerine rağmen- tapındıkları tek ilahtır. Meskeli
Emperyalizm, yaklaşık 200 yıldır, Manat'a tapanların bütün servetlerini kendi bankalarında toplayarak, onların kendilerine olan bağlılığını mutlak hale getirmiştir. Bu yüzden onlar  bölgeyi cehenneme çeviren efendilerene tek söz etmezler.


Bu çaresizlik sarmalındaki dünyanın ana kurgusunu,  asrın başındaki maske yırtma mücadelemize binaen Gandi'nin; "Türkler, İngilizleri yeninceye kadar, biz onları Tanrı zannediyorduk..." sözleri çok iyi özetlemektedir.


Emperyal güçler için demokrasi, barış, insan hakları ve medeniyyet gibi kavramlar; sömürme iştihalarının çirkin yüzünü örten süslü maskelerden başka bir şey değildir.
Artık 21. yüzyılda saat  tersine işlemeye başlamıştır. 1828 yılındaki raporun aksine; üzerinde yaşadığı toprakların yalnız kendisine değil, bilgisine de sahip olma gayretindeki Türkiye, 300 yıl süren bir nekahat döneminden uyanmaktadır; entelektüel kapasitesi, bütün sıkıntılarına rağmen ekonomisi, ordusu ve özellikle son yıllarda geliştirdiği milli savunma sanayisi ile; kendi ülkeleri dışında barış, zenginlik ve huzur olmasını asla istemeyen emperyalizmin korkulu rüyası olmaya başlamıştır. 
Asrın başında Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde verdiğimiz bağımsızlık mücadelesi ile dünyada uyanışın tohumlarını attık. Şimdi bu müstevlilerin ve piyonlarının maskelerini yeniden yırtmak zamanı gelmiştir.


İşte tam bu yüzden  uyanan, gelişen ve her şeye rağmen büyüyen Türkiye, emperyalizmi deliye çevirmektedir.
Emeksiz kazanmak ve sömürerek yaşamak itiyadı, zamanla onları, Hegel'in meşhur 'efendi-köle' diyalektiğindeki gibi işlevsiz postülatlara dönüştürmüştür.  Artık eski oyunları deşifre olmuş, kuklaları bellenmiş ve maskeleri yırtılmıştır; öyle ki, bu cani sömürgecilerin yalan söyleyecek halleri bile kalmamıştır. Bütün Avrupa adına Fransa'nın aceleyle teğellenmesi ve salyaları akarak Akdeniz'e uçak gemisi göndermesi bu yüzdendir. Fakat korkunun ecele faydası yoktur; ok yaydan çıkmış, Büyük Doğu'nun ruhu uyanmaya başlamıştır.


İnsan ve değer merkezli kadim Doğu medeniyeti, yeniden dünyanın ümidi olmaya doğru yükselmektedir. Uyanış içindeki Büyük Doğu adına -özellikle- Türkiye, 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki gibi emperyalizmin maskalerini yırtmaya, dişlerini sökmeye ve mazlum milletlerin yeniden ümidi olmaya başlamıştır.


Bu bağlamda 'Mavi Vatan' konsepti, yeniden dirilişin  muştusudur. Her ne olursa olsun birlik içinde emperyalizme karşı mücadele etmeliyiz. Çünkü dünyanın, emperyal güçlerin ahlaksız ihtiraslarına değil;  'yerdeki karıncaya ulu bir nazarla bakan 'bilge ve rahim güc'ün şefkatine  ihtiyacı vardır...


Türkiyem, bin yaşa ve emperyalizmin korkulu rüyası olmaya devam et; yoluna canımız bin defa feda olsun...

                       

  • Bu yazı 4888 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
YUKARI