Bugun...


Gülafet BAYRAM


Facebookta Paylaş









O GECE (hikaye)
Tarih: 07-01-2018 00:24:00 Güncelleme: 07-01-2018 00:24:00


Pek zamandı inşaatını bitiremedigi evin duvarlarını, nihayet, kendi elleriyle hörüp tamamladı. Hörgünün o taraf - bu tarafına geçti.Düşman kurşunlarından evin arka duvarına melhem için birkaç kese kum ve çatısını yapmak için çayın sahilindeki bağından kestiği ağaçları günün sonuna kadar getirmeyi planladı . Yumuşak huylu Ziya genç ailesiyle birlikte baba yurdundaki da küçük, ayni zamanda ebeveynleri, kardeşleriyle bu evde yaşamakta sıkılıyordu. Sınır köyün de sık sık yaşanan çatışmalar evini yapıp içine taşınmaya olanak vermiyordu. 
 Agidesine göre, ev rahatlığı büyük mutluluktur.Huzur aile hayatına gıda veren bir kaynak. O kaynağın kurumaması için çalışmak onun yaşam deviziydi ... Kahvaltıdan sonra atın yularını yapıp, tekerlekli araçını koşdu. Evin odalarını, ekipmanları nasıl yerleşdirecegini, çocuk odasını, mutfağın taslağını hayalinde canlandırdı.Göz önüne getirdiği manzaralar yüzünde memnuniyet ifadesi yarat tı. Sevdigi bir şarkını astadan söyleye söyleye suyu kurumuş çaya taraf gitti . Atını narin kum tepeciklerinin yanına çekti.
  Keseleri tek tek doldurup üst üste topladı. Gökyüzü kapalıydı, soğuk rüzgar kurumuş yaprakları bir birine çırpırdı. Ziya aceleyle son keseyi doldurup toplar ken , işte öteki sahilden açılan ani keskin nişancı kurşunundan kolları boşal dı. Omuzundan akan sıcak kan elinin üstünü sardı. İkinci kurşun atı hedef aldı.
 At fınkırıb iki ayağı üste kalktı. Ön ayaklarını havada birkaç kez hareket ettirip yanı üste yere düşdü. Konjuge araç da sırtüstü çevrildiginden tekerleği havada kalmıştı. At sahibinden yardım bekliyordu.Tüm bunlar bir anın içinde yaşandı.
 Ziya dengesini tutmaya çalıştı. Başını ağır ağır dik tuttu. Köyde yapılmış evle rin gri çatıları gözü önünde sıralandı.Henüz genel merteği yapılmamıştı, ama evi nin çatısı da gri renkte canlandı. Yaprağı dökülmüş ağaçların dallarını da, hava da uçuşan kağıtları da – lafın kısası, çevreni gri yağmurluk kapsamıştı . Sonra gözlerine karanlık çöktü ... Kumsalda kan içinde uzanmış yaralıyı kayalıkta sak lanmış ermeniler sürükleyerek sınıra taraf aldılar. Köyün yukarısındaki jandar madan cevap ateşi açıldı.Gurultu dalga gibi dağlarda yankılansa da henuz hadi seden kimsenin haberi yoktu ... 
Ziya kendine geldiğinde her yeri ağrıyordu.Vucudu buz gibiydi, üşütmeye baş ladı.Toprak döşemeli, küçük nefeslik olan hayvan tövlesine benzer yerde kim se yoktu.Nefeslikden sızan zayıf güneş ışığı hayla gecenin düşmediginden haber veriyordu. O, gömleğinin düşük bölümünü yırtıp kurşunun delip deşdiyi yara sını sarıdı. Nem duvara yaslanıp kendisini toparlamağa çalıştı. Karma karışık fikirler başında havadan hafif örümcek teli gibi dolaşıyordu. "Nasıl oldu da, rehin alındım? Demek ki, hedef bendim .. Onlar beni takip ediyormuş ... Peki neden? "... Uçsuz bucaksız mechulluk denizine alınan ve akının pençesinde acizane çabalayan Ziya hiçbir belirli karara gelemiyordu. 
 Bekçinin açtığı kapının cırıltısı, sinek gibi başına toplanan ermenilerin vızıltısı onu düşünceden ayırdı. Samvel adlı harbçi yanındakilerden birine esirin yarası na derman koymayı işaret verdi. Sonra kendisi elinde domuz eti ,ekmek ve bir bardak suyu ona doğru uzatıp azeri türkcesiyle sordu: “ Eee, nasılsın? .. Aklın başına geldi mi? Al ye, sonra konuşalım” ...Yüzünü arkada bekleyen ermenilere çevirip neyese işaret verdi. Azgın, sinsi düşmanın parmakları yırtıcı kuş gibi Kalaşnikov otomatikine yapışmıştı. Samvelin eli uzanaklı kalmıştı.  Ziya onun sinsi gözlerinin derinliklerinde nelerin gizlediğini açıkça görüyordu. 
Verdikleri domuz eti ve ekmeği yemektense, aç susuz ölmeyi tercih etti. Acısını içine çekerek metlebe geçti: “ Benden ne istiyorsunuz?”
Samvel kendinden memnun: “ Ara, bu ki anlayan imiş ... Peki o tepenin üstünde evini inşa ettiginde kafanı neden çalıştırmıyordun? “
Ziya temkinle:
 -Ben evimi kendi ülkemde, kendi toprağımda yaparım.. Size ne ?
Samvel maskasını değişti:
 -Aptal Türk, evinin duvarını kurşunlarla princ süzüne dönüştürdük. Bu sana bir şeyler anlatmadı mı? O ev inşa edilmeyecek!!..Sor neden?..Çünkü o topraklar bizim !! - diye bağırdı. 
Ziya sinsi düşmanın köpüklene köpüklene konuşan ağzına, çopurlu yanağına, iri çirkin burnuna baktıkça, leş kokan nefesini hissettikçe şu anda ermeni'yi öldür mekten başka arzusu yokuytu. Aynı zamanda bu arzu ile akıl arasında giden mücadele bir dakika bile erdiremiyordu. Nihayet, aklın galip geldiği mücadelede Ziya kendisini toparlayıp sordu:
 - Somut olarak benden ne istiyor sunuz? 
Samvel yanındakilere göz atıp gülerek:
 - Evett…Şimdi geldik ana konuya ... Sanırım, sen o kadar da aptal değilsin ... 
 Birincisi, o evi yapmaktan vaz geçeceksin. İkincisi, bizim adamımız olmasına rıza vereceksin. Üçüncüsü,ilgilendigimiz şeyleri istediimiz gibi söyleyeceksin, biz de sesini kayd edecez...
Konuşmasına ara verip Ziya'nın fikrini bilmek istedi. Ziya ise vakarını bozmu yordu.Samvel bundan yüreklendi:
 - Seninle erkek gibi açık konuşuyorum. Bize şunları söylemen lazım:
 - Karabağ tarihen ermenilerin olup ve olacak da.Kendi isteginle bizden yana safını degişitigini söylemelisin.. Bir Türk gibi bu toprakta evsiz olduğunu, yaşa mının kötü olduğunu, devletinizin dış politikasının doğru olmadığını, özellikle de ermenilere karşı ..Ve vatandaşlıktan feragat edeceğini diyeceksin. Bunun yerine senin ve ailenin üçüncü devlette padişahlar gibi yaşamını sağlarız...Eee nasıl?..
Ziya daha ne düşmandan, ne de davetiyi yazmaya hazırlanan ölümden kork muyordu. Çünkü Samvel konuştukça o korkuların tüylerini gaz gib yoluyordu.
Ziya nın dalarak dinlemesinden ikna ettigini anlayan Samvel derdest:
 - Susuyorsun..Demek ki, anlaştık…Öyle mi?
  Ziya gazabını boğa bilemedi:
-Birincisi, ben o evi yapacağım. Evimin çatı başında üçrenkli bayrağımız dalga lanacak. İkincisi, damarında bir Türk kanı akan kişi sizin adamınız olamaz !! .. Üçüncüsü, Karabağ hiçbir zaman sizin olmayıp ve olmayacak da!!Sor neden?
Çünkü Karabağ (Artsakh) dediğiniz bu toprak için ölmeyi beceremezsiniz.
Kanınız bu yurdun toprağına, suyuna karışmayıp.Biliyor musunuz neden? 
Çünkü siz sadece Karabağ'ın değil, dünyanın kirakeş milletisiz! ..
 Samvel dayanamayıp esirin karnına tekmeyle vurdu:
 - Aptal Türk, ne kirakeşi? Denizden denize bizim olacak! .. 
Ziya ağrıdan kovrulsa da acı acı gülümsündü: 
- Görüyor musun,tarihi gerçeği hazm edemıyorsun. El bombası gibi partlayır- sun. Çünkü korkuyorsunuz ...
 - Ara, boş boş konuşma. Sanırım, bununla hoş davrandık. Saçmalama, senin nesinden korkacam ya...Ellerini bağlıyın! 
Muhafızlar esiri tekmeleye tekmeleye bacaklarını da bağladılar. Her şeyi göz altına alan Ziya ermenilerin iç yüzlerini açmakta kararlıydı :
- Korkuyor sunuz türklerden .Çünki hain ve namertsiniz!!
-Korkuyor sunuz sizin olmayan bu topraktan!! .. 
- Korkuyor sunuz geçmişinzden!! ..
 - Korkuyor sunuz umutsuz yarınlarınızdan!!…
 - Korkuyor sunuz .... 
Samvel deli gibi bağırdı:
 - Yeter! Sus!Bu saat kurşunları karnına dolduracam! – dedi ve yanındakilere işaret verdi. Bunlardan ikisi hızlı Ziya'nın kıyafetlerini pantolon bölümüne gibi soyundurdul. Öbür iki kişi ellerinde lastik kayışla emre âmâde durmuşlardı. 
Samvel nem toprakta yüzüstü uzatılmış esire yaklaştı. Ayağının ucuyla çenesini biraz yerden götürüp galip görkemle dedi:
 - Aptal Türk, tercih senin. Bir gün vaktin var.Ya bizimlesin, ya da köpek gibi gebereceksen ya..Son sözün! - deyip egildi. Ziya'nın arkaya taranmış kıvırcık saçlarından tutup başını dik tuttu..Esirle amansız düşmanın bakışları çarpıştı. Şu sorğulamada onun ermeniye nefreti patlama haddine ulaşmıştı. Eli kolu bağlı halde yelkenleri kırılmış, dalgaların pençesine düşmüş gemiye benziyordu. 
Samvel Ziya'nın öfke dolu bakışlarından korktu. Çabuk ellerini çekip kenara durdu. Deli gibi bağırdı:
 - Evettt!..Son sözün !! .. 
Ziya vakarla başını dik tutarak:
 -Hiç bi zaman!Ölürüm,ama Vatanımı, milletimi sizin gibi şerefsizlere satmam!
 İstediklerini söyletmek için lastik kayışlar bir birinin ardıyca havada dönüyor, sonra hedefe savruluyordu.Kayışların şiddetle artan şappıltısına esirin çıplak vücudu ses veriyordu. Ziya yüreğinde: "Onurum, leyakatim dokunulmazdır - dayanacam". Kayışlar kendi işini yapır, karşısındakini öldürmek fırsatında bulu nan ermeni Türk'e olan nefretini tam açıklığı ile gösteriyordu.Esirin ölebilece ginden endişelenen Samvelin işaretiyle kayışlar yorgun yorgun önceki pozisyon larına geri döndüler. Samvel korkunç acıdan kavrulan Ziya'nın kıyafetlerini ayağının ucuna geçirip çizgi-şerit kan sokmuş çıplak vücuduna attı:
  - Aptal Türk, bunu kendin istedin. Bu henüz cizgi filmi.. Sinemanı yarın çeke ceğiz - Yeravanda, deyip kapıdan çıktı.Ardından giden ermenilerin her biri yüzüste düşmüş esire tekme atmayı da kendileri için bir borc saydılar işte. .
Ziya tüm küvvesini toplayıp bağlı ellerini kendine doğru çekip dirseklenmek isteyince bileğinin demir parçasının tiline takıldığını hissetti. Demir eşyanın boyutunu ve yararlığını kontrol için elleriyle üstünü örtmüş toprağı temizledi.
 Aletin eskiden toprağa atılmış orağın bir parçası olduğunu belirledi ve kalbinin derinliğinde umuttan doğan sevincden canını yakan acılarına sanki serin su çilendi. Haps olunduğu yerden ermenilerin uzaklaştığının farkındaydı . Yakın daki odalardan amansız düşmanları insanlaşmaya çağıran feryadlar duyuluyordu Nasıl olursa olsun o bu gece oradan kaçmalıydı. Hissediyordu ki, köylerinden çok da uzakta değil. Kendi görüşleriyle yalnız kalan esir zifiri karanlığın hüküm edeceği zamanı bekliyordu. Toprağa gökkurşağı şeklinde perçinlenmiş demir aletin yerini karanlıkta kayb edebilmesinden ehtiyatlanıb öyle oradaca yaslandı.
 Gecenin işgencesi ona düşmana karşı gaddar olmayı, nefreti öğretti. "Yeter bu kadar düşmeni afv etmeyimiz! Iyilik edip , yufkayürekli olup başımıza bela etmeyimiz yeter artık... Düşmana kendi diliyle cevap verilmeli." Güçlükle elbisesini omuzlarına indirip ağrılarını hayaller aleminde saptırmaya gayret etti.. Gözünün önünde evinin yeni çatısı canlandı. Sonra başka hayallerin kanat larında sonsuz gökyüzünde tur attı. Ve bu sonsuzlukta çeşitli harfler yerlerini değiştirmekle ona doğru yöneldiler. O harfleri sıralamaya çalıştı. Bazıları şmarıklık edip sık sık yerlerini değiştirdiler, nihayet, düzenli ordu gibi düzelen diler. O, karanlıklar içerisinde yıldız gibi sayrışan harfleri hecalıyordu:
 "E-vi-ni yapma-lısın. Genel catı-sında bayra-ğımızı dalğalan –dır-ma- lı-sın” Kendi kendine: "O adsız yükseklikte inşası bitmeyen evim kaldı. Vatanı satıp vatansız yaşayamam. Diriyken ölü olamam. "... O anda ayağının altındaki istila edilmiş Vatan toprağından kalbine bir tel çekildi.Sonra çığlıklar duydu.Bu çığlık lar masum bebeklerin, yaşlıların, kız-gelinlerin harayı idi. O, bu haykırışları tüm varlığıyla duyuyordu.Çığlıklar fısıltılara, sorulara dönüştüler: "Karabağ o namert ermenilerin – deyecek misin? Onların talebini onaylayıp sesinin dünyaya yayılmasına rıza verecek misin? .Yahut tam tersi:Gerçeği söyleyip altun kanınla yıkanmana dayanacak mısın? Dağlanmağa, parça tike kesilmene dayana bilecek misin? ".. Bu sorular çaydan topladığı titiz kum tanelerine dönüşüp yüz gözüne çarptı. Gergin, tarıma çekilmiş sinirlerine Vatanın kum taneleri sakinleştirici hap oldu onunçün. Kendisiyle diyalog sağlıklı karar verdi: "Ben kimi kime satmalıyım? Toprağımı torpaksıza mı? Gözlerimin ışığını tarihi gerçekleri göremeyən ermeniye mi? İmanımı imansıza mı? Haysiyetimi şerefsize mi? Hayır! Hayır! "...
 Artık gece kendi tahtına çıkmıştı. Ara sıra aç çakalların agız ağıza veren aglaş maları duyuluyordu. Ziya iple sarılmış ellerini deminden tetikte durduğu demir alete sürtmekle dolaklardan tahliye oldu. Keyimiş ellerini birkaç kez kapatıp-açarak ısındırıcı hareket etti. Çabuk bacaklarını da açıp gömlegini geydi.
 Düşmana nefreti, oradan kaçmak istei kayışların vurduğu yaraları da unutdur muşdu.Tan yerinin sökülmesini az kalmıştı. Avluda duyulan adım sesleri onun olduğu yere yaklaşıyordu. Toprağa perçinlenmiş orağı da çıkarıp hızlı kapının köşesine sığındı. Saldırıya hazır durum aldı. Gardiyanlardan biri sinirli halde kilidi açıyordu:” Cehenneme ki ölsün..Birakmadılar ki azıcık uyuyam. Ölürse çok iyi, ölmezse de Erivan'da öldürürler.  Tatlı uykudan uyandırdılar bir türk için. Of ya.”....
 Ziya'ya anlaşıldı ki, onun sağ kalıp-kalmaması için göndermişler bu ermenini. Kapı açılınca hızla ağzını tutup boynunu öyle burdu ki, kâfir hemen canını verdi. Silahı alıp kaçmak isteyince yakınlıktan öbür ermeni'nin sesi duyuldu:
 - Ara Yegor, saar mısın?Ne o? Yoksa Türk geberip? Seninle değilem mi? .Konuşa konuşa içeri geçince Ziya Kalaşnikovun ucuyla başından vurdu.Hemen yere serildi. Topraktan çıkardığı orağı da nefretle sırtına saplayıp kapıdan çıktı. O, kendi cesaretinden cüretlenip ve rehinlikten kurtarmasından sevinerek ormana doğru kaçmaya başladı. Canındakı ağrıları unutsa da açlık, susuzluk, tagettsizlik sözünü diyordu. O, küçük bir tepenin arkasına geçti. Derin nefes alıp Kalaşnikovun şarjörünü yokladı: "Bayağı ermeni öldüre bilirim" ... Dondurucu rüzgar Doğudan onun yüzüne vuruyordu. O, tüm küvvesini toplayıp karşıdaki tepenin üstüne çıktı. Çıplak dalları kipirdayan tepenin ağaçları sanki ona gideceği semti işaret veriyordu. Arkadan açılan kurşun sesleri uyanmak isteyen sabahın yüz gözünü bulaştırdı. Ziya ağacın arkasına geçip çatışmaya girdi.
 Kaçtığı yerden uzaklaşsa da hayrete düşen ermenilerin küfürlerini, bağırtı larını duyuyordu. Ziya fısıltyla: "Demek ki, sınırdan çok uzakta değilim" ... Ve bundan yüreklendi. Ateş sesleri yaklaşırken o, büyük taşın arkasına geçti. İki kişinin karaltısını seçe bildi. Ermeniler söve-söve her tarafa kurşun yağdırıyor lardı.Ziya vakarını bozmadu, hedefi biraz da yakına bıraktı.Yüreginde: "Gelin ... Yakın gelin"..Artık ona işgence veren Samvelin ve kayış vuran buyruk kulunun sıfatını aydınca görüyordu. Ermeniler bir anlık ateşi saklayıp çevreye boylandı lar. Samvel temiz türk dilinde:
 - Bu aptal türk nereye uçtu?Belki, yaralı? Böyle çabuk köylerine varamaz .
 Aşot, uyarıyorum.Görecek olsan bacağından vur .Tamam mı! .. O, bize sağlam gerekir. Mermi de bittı, yedek şarjörü ver bakalım ...
Onlar birlikte dayanıp silahlarını doldurmak isteyince Ziya taşın arkasından çıkıp onların göğsünü delme delik etti.. Ateş seslerine aksi yandan granatomyot cevap verdi. Ziya ateş açarak köye doğru hareket ediyordu. Gökyüzünde sabahın al şafakları değil, şilkalardan, otomatik silahlarla açılan mermiler gezinti yapıyordu. Bu arada Ziyanin kulağına doğma dilimizde, yerel şivede birkaç kelime mesh çekti: 
- Aye, kurbanın olum, bu sen misin? Nasıl becere bildin? ... Ve sevincle arkadakı dostlarına: 
- Ziya sağ salamat burada !! .... Bu, Ziyanı arayan harbçiere yardım eden yakın dostu Riyad idi. Köy sabahlarının kendine mahsus müzik notlarıyla açılması - horozların banlaması, koyun kuzuların meleşmesi askerlerimizin güçlü diren cine rastlayan ermenilerin susturulmasından haber veriyordu ... Ziya kan salmış, çat-çat olmuş dudağında dostlarıyla birlikte o gecenin zafer düdüğünü mırıldanıyordu.
 

 



Bu yazı 389 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • ÇILDIR GÖLÜ’NDE KIŞ ŞÖLENİ 2018
    ÇILDIR GÖLÜ’NDE KIŞ ŞÖLENİ 2018
  • Yalnızçam Kayak Merkezi Açıldı
    Yalnızçam Kayak Merkezi Açıldı
  • ARDAHAN EMİTT FUARINDA
    ARDAHAN EMİTT FUARINDA
  • Ardahan da Kartpostallık Kar Görüntüleri
    Ardahan da Kartpostallık Kar Görüntüleri
  • Çıldır Gölünde Böylesi İlk Defa Oluyor
    Çıldır Gölünde Böylesi İlk Defa Oluyor
  • Başbakan Binali Yıldırım Ardahan da
    Başbakan Binali Yıldırım Ardahan da
  1. ÇILDIR GÖLÜ’NDE KIŞ ŞÖLENİ 2018
  2. Yalnızçam Kayak Merkezi Açıldı
  3. ARDAHAN EMİTT FUARINDA
  4. Ardahan da Kartpostallık Kar Görüntüleri
  5. Çıldır Gölünde Böylesi İlk Defa Oluyor
  6. Başbakan Binali Yıldırım Ardahan da
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ardahan Belediyesi Tiyatro Günleri
    Ardahan Belediyesi Tiyatro Günleri
  • Aslan Çetelerinin İnfaz Görüntüleri
    Aslan Çetelerinin İnfaz Görüntüleri
  • ARDAHAN'DA 23 ŞUBAT KURTULUŞ COŞKUSU
    ARDAHAN'DA 23 ŞUBAT KURTULUŞ COŞKUSU
  • Çıldır Kristal Göl Kış Şöleni Nefes Kesti
    Çıldır Kristal Göl Kış Şöleni Nefes Kesti
  • Çıldır Kristal Göl Kış Şöleni Nefes Kesti
    Çıldır Kristal Göl Kış Şöleni Nefes Kesti
  • Ardahan ın Tanıtım
    Ardahan ın Tanıtım
  1. Ardahan Belediyesi Tiyatro Günleri
  2. Aslan Çetelerinin İnfaz Görüntüleri
  3. ARDAHAN'DA 23 ŞUBAT KURTULUŞ COŞKUSU
  4. Çıldır Kristal Göl Kış Şöleni Nefes Kesti
  5. Çıldır Kristal Göl Kış Şöleni Nefes Kesti
  6. Ardahan ın Tanıtım
VİDEO GALERİ
YUKARI